Yalnızlık
Keder ne ince bir hastalık. İnsan varlığını en çok göz kapaklarında hisseder. Ne kapatır ne açılmasına izin verir. Sanki ismi ağırlığında vücut bulur. Ağırlık kelimesi ile keder iç içedir. Göz kapakları biraz daha kapansa göz yaşlarının akmasına müsaade eder. O zaman keder hafifler ama bu sefer ağırlığı insanın boğazına çöker. Aynı anda bir yumruk iner mideye. Bazen de eski keder ne kadar hafifmiş dedirtir yeni gelen keder. İnsan pişmanlık duyar. 2 dakika önce yaptıklarını geri alma şansını arzularsın ama zaman kumlarla bezeli bir ipek eşarp gibidir. Sadece kayar.
Yine düşündüklerimi aktaramayan ama hislerimi yansıtan bir yazı yazıyorum. Düşündüklerimle hislerim çeliştiğinden değil. Tam tersi kalbimle aklımdakileri anlatmaya çalıştığımdan. (Ah, ne güzel anlatıyorum ben.) İşte, ancak bu şekilde hafifletiyorum kederi de göz yaşlarımı dökebiliyorum yere. Bir ilham kırıntısı arıyorum kendi hayatımda ama eski bir romandaki 2 genç aşık aydınlatıyor içimi. Saf aşkın, umut ve sabrın öyküsünde buluyorum kendimi. Gerçek beni.
// Eğer bana evet dersen
// baştan sona mutluluk olurum
// bırakırım şairliği
// zaten senden ala şiir mi var
// senin güzel yüzünden...
// eğer bana evet dersen
// baba olur, eve ekmek getiririm.
2 genç aşığın mısralarında çaresizlik ve umut sevişir. Öyle bir yokluk yoktur ki bir ihtimalle şenlenir. İşte benim hayatımda ihtimaller kalmadı. Umut neye tutunsun ki.

Yorumlar