“KRALİÇEM, BAŞKA BİR ARZUNUZ?” “PİZZA, LÜTFEN”

Öğle yemeğim için kararsızlıkla Tünel sokaklarında dolaşırken, ellerimde kağıtlarım ve boynuma asılı minik bir Swarovski kalem ile, tam da yazmayı planladığım yazı için mükemmel yeri buldum sanırım: “THINK GLOBAL EAT LOKAL”.
Tünel’in bir ara sokağında The House Café ve TOCC’u geçtikten sonra sağda kalan bu mekan Amerikan, İtalyan ve Tayland... pek çok kültürün mutfağını yerel füzyonlarla masanıza taşıyan iddialı bir yalınlığa sahip.
Mekanımı bulduktan sonra geriye yazmak kalmıştı, yazmak ve doymak... Sizler için de doyurucu bir yazı olması dileğiyle, huzurlarınızda bir pazarlama karması, kültürel bir eser ya da sadece leziz bir öğün olarak bir ‘Royalty Junk Food’ : PIZZA MARGARITA...

İtalya’nın daracık sokaklarındaki eski evlerinin balkonlarında her daim görebileceğiniz bembeyaz çamaşırlara geçtiğimiz aylarda meşhur mafyası La Camorra ile hükümet arasındaki çekişme nedeniyle ortada kalan çöp ihalesinin kokusu sinmiş şirin bir liman kentidir Napoli.
Ziyaret edenlerin sadece sıcakkanlı insanları ve kaotik trafiği ile değil, tarihi ve kültürel mirası ile de İstanbul’a benzeteceği Napoli, İtalyanlar tarafından da ilginç bir şekilde ‘öteki’leştirilmiş bir merkez. Öyle ki ülkenin kuzeyi ve güneyi çoğu zaman pek iyi geçinemezken, Napoli’yi her iki yaka da içine sindirememiştir. Bu nedenle kendi dili ‘Napolitano’ ve kendi mutfağına sahip çıkan yepyeni bir şehir olarak karşımıza çıkar: ‘Neapolis’ (‘Yenişehir’).

17. yüzyılda pek çok Akdeniz ülkesinde olduğu gibi İtalya’da da yoksul halk elindeki malzemeyi hamurun üstüne serperek hazırladığı “pizza”lar ile karnını doyurmaktadır.
Hatta M.Ö. Babil, Mısır, Roma gibi pek çok uygarlığın pizza’nın atası olduğunu söyleyebileceğimiz bu zeytinyağlı, kekikli yassı ekmeklerle beslendiğini biliyoruz.
Napoli pizzasının lezzetiyle damaklardan dillere dolanışı ise 19. yüzyıla rastlıyor. 1889’da dönemin Kraliçesi Margherita di Savoia ünü tüm ülkeyi saran pizzanın tadına bakmak ister ve Pizzaioli Esposito’dan kendisi için ülkesinin renklerinde bir pizza hazırlamasını rica eder. Bunun üzerine domates, mozzarella peyniri ve fesleğen bir araya gelerek, renklere lezzet katar. Bu pizzanın adı o günden sonra “Pizza Margarita” ya da “Pizza Napolitan” olarak bilinir.

Günümüzde AB’nin de standartlarını belirlemeyi gündemine taşıdığı Pizza Margarita, pek çoğumuzun sıklıkla tercih ettiği lezzetli bir yiyecek olmasının yanı sıra tüketim çağının kisvesinde bir pizza’nın sadece bir pizza olmadığının da masum bir temsili adeta.

Epikuros’un gereksinimleri sınıflandırırken “doğal ve gerekli”ler arasına yerleştirdiği beslenme zorunluluğu iktisatın bir numaralı kuralı ile çarpıştığında imkanların kısıtlı, yaratıcılığın sınırsız olduğu bir platformda insanı mucit eder ve pizza ‘yassı bir hamur’ kılığında hayatlarımıza girer. Sonrasında popüler kültür Kraliçe’yi büyüleyerek, kurbağadan bir ısırık aldırır ve artık adı değişen kurbağa, şeklini de değiştirerek yakışıklı bir prens olur.

Afiyet olsun! 


Yorumlar

Popüler Yayınlar